Facebok Sayfamızı Beğenir misiniz?

Ara

İşçi alacaklarında zamanaşımı süresi

İşçi alacaklarında zamanaşımı süresi

Yunus YELMEN

(SGK Başmüfettişi – Çalışma Ekonomisi Bilim Uzmanı)

I. Giriş

 Kanunlarla, sözleşmelerle veya işyeri uygulamalarıyla işçilere getirilen hakların yasal sürelerde talep edilmesi gereklidir. Bu hakların belirtilen sürede istenmemesi halinde işçi açısından zamanaşımı sorunu ortaya çıkacaktır. Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade eder. Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Davaya bakan hâkim tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, Kanun’da öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp istenmesini, önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır. Bu makalemizde işçi alacaklarında zamanaşımı süresi konusuna açıklık getirilmeye çalışılacaktır.

 II.Tazminatlarda Zamanaşımı Süresi

 Gerek İş Kanunu’nda, gerekse Borçlar Kanunu’nda, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına
tabi tutulmuştur. Keza tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötü niyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat, 26/2. maddesindeki tarafların maddi ve manevi tazminat, 28. maddede belgenin zamanında verilmemesinden kaynaklanan tazminat, 31/son maddesi uyarınca askerlik sonrası işe almama nedeni ile öngörülen tazminat istekleri 10 yıllık zamanaşımına tabidir.

 Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet akdinin feshedildiği tarihtir. Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda tazminat isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar.

 İşçinin, işverenden isteyebileceği tazminatlarda ki zamanaşımı sürelerini ve bu tazminatlardaki zamanaşımı sürelerinin ne zaman başlayacağını, özetleyecek olursak;

 A- İhbar Tazminatı:

 Zamanaşımı: BK m. 146′deki on yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

 Zamanaşımı başlangıç tarihi: İş sözleşmesinin feshi tarihidir.

 Ücret: Bir günlük giydirilmiş brüt ücret üzerinden hesaplanır.

 B- Kötüniyet Tazminatı:

Zamanaşımı: BK m. 146′deki on yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

Zamanaşımı başlangıç tarihi: İş sözleşmesinin feshi tarihidir.

Hangi ücret: Bir günlük giydirilmiş brüt ücret üzerinden hesaplanır.

C- Kıdem Tazminatı:

 Zamanaşımı: BK m. 146′deki on yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

 Zamanaşımı başlangıç tarihi: İş sözleşmesinin feshi tarihidir.

 Hangi ücret: Son bir günlük giydirilmiş brüt ücret üzerinden hesaplanır.

 D- Sendikal Tazminat Davaları:

 Zamanaşımı: BK m. 146′deki on yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

 Zamanaşımı başlangıç tarihi: İşverenin ayrımcı davranışta bulunduğu tarihdir.

 Hangi ücret: En az bir yıllık , brüt ve çıplak ücret üzerinden hesaplanır.

 E- Eşit Davranmama Tazminatı Davaları:

 Zamanaşımı: BK m. 146′deki on yıllık zamanaşımı süresi.

 Zamanaşımı başlangıç tarihi: İşverenin ayrımcı davranışta bulunduğu tarih.

 Hangi ücret: Brüt çıplak ücret.

 III.Ücret Alacaklarında Zamanaşımı Süresi

 4857 sayılı Kanun’dan önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Kanun’da ücret alacaklarıyla ilgi olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32/8. maddesinde işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir.

 Taraflar arasındaki sözleşmede aksine bir hüküm yoksa genel olarak işçiler, devlet memurlarından farklı olarak, çalıştıkları ayın ücretini, bu ayın sonunda talep ve davaya hak kazanırlar. Aylık ücretler için zamanaşımı, her bir ayın ücretinin muaccel olduğu tarihten itibaren ayrı ayrı işlemeye başlar ve beş yıl sonra zamanaşımına uğrar. Örneğin işçinin 2009 yılının Mayıs ayına ilişkin ücretinin ödenmesinde zamanaşımı bu tarihten itibaren başlarken, işçinin Haziran ayına ilişkin ücreti için zamanaşımı Haziran ayından başlatılarak beş yıl olarak hesaplanır. Ayrıca iş sözleşmesinin devamı zamanaşımının işlemesini durdurmaz.

 Fazla çalışma, hafta ve genel tatilde çalışma ücretleri ile ikramiye ve sosyal yardımlara ilişkin ücretler doğdukları anda muaccel olur ve bu tarihten itibaren zamanaşımı işlemeye başlar.

 Tüm bu işçi alacakları için dava açıldığında, davalının zamanaşımı savunması ile karşılaşılırsa, beş yıllık zamanaşımı süresi, davanın açıldığı tarihten geriye doğru hesaplanacaktır. Bu halde davanın açıldığı tarihten beş yıl önce muaccel hale gelen alacakların zamanaşımına uğradığı kabul edilecektir (İş Kanunu m.32/f.8).

İşçilerin yıllık izin ücretleri ise, yıllık iznin hak edildiği anda değil, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona erdiği anda muaccel olur. Diğer bir ifadeyle iş sözleşmesi devam ederken yıllık izinlerin ücreti talep edilemez. Yıllık izinlerin ücreti ancak iş sözleşmesi sona erdiği anda talep edilebilir ve zamanaşımı da bu tarihten itibaren işlemeye başlar (İş Kanunu m.59/f.1). Bu nedenle iş sözleşmesi sona erdikten sonra beş yıllık zamanaşımı süresi içinde dava açılması koşuluyla, yukarıda belirtilen işçi alacaklarından farklı olarak, hak edip de kullanılmayan yıllık izin ücretlerinin tamamı hüküm altına alınacaktır.

 İşçinin, işverenden isteyebileceği ücret alacaklarındaki zamanaşımı sürelerini ve bu alacaklarda zamanaşımı sürelerinin ne zaman başlayacağını, özetleyecek olursak;

 A- Ücret Alacağı Davaları:

 Zamanaşımı: Beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

 Zamanaşımı başlangıç tarihi: Dava tarihinden geriye doğru beş yıl.

 Hangi ücret: Gerçekleştiği dönemdeki çıplak / net ücret.

 B- Fazla Çalışma Ücreti Davaları:

 Zamanaşımı: Beş Yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

 Zamanaşımı başlangıç tarihi: Dava tarihinden geriye doğru beş yıl.

 Hangi ücret: Gerçekleştikleri dönemdeki çıplak / net ücret.

 C- Ulusal Bayram ve Genel Tatil Ücreti Davaları:

 Zamanaşımı: Beş Yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

 Zamanaşımı başlangıç tarihi: Dava tarihinden geriye doğru beş yıl.

 Hangi ücret: Gerçekleştikleri dönemdeki çıplak / net ücret.

 D- Hafta Tatili Ücreti Davaları:

 Zamanaşımı: Beş Yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

 Zamanaşımı başlangıç tarihi: Dava tarihinden geriye doğru beş yıl.

 Hangi ücret: Gerçekleştikleri dönemdeki çıplak / net ücret.

 E- Yıllık İzin Ücreti Davaları:

 Zamanaşımı: Beş Yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

 Zamanaşımı başlangıç tarihi: İş akdinin sona erdiği tarih.

 Hangi ücret: İş akdinin sona erdiği tarihteki çıplak ücret.

 IV.Zamanaşımının İleri Sürülmesi ve Islahın Zamanaşımı Üzerindeki Etkisinin Yargıtay Kararı Işığında İncelenmesi

 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesinde iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Bu nedenle zamanaşımı def’i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir.

 Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı def’i de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder.

 Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2007/41137 E. ve 29.04.2008 tarihli kararında; bilirkişi raporunun tanziminin ardından, davacı işçinin davasını ıslah etmesi halinde, davalı işverenin zamanaşımı defi savunmasında bulunup bulunamayacağı hakkında değerlendirmelerde bulunmuştur. Bu karar özellikle fazla mesai, yıllık izin gibi 5 yıllık zamanaşımına tabi bulunan alacaklara ilişkin zamanaşımı savunmalarının yapılabileceği durumları göstermesi ve uygulamada genelde bilirkişi raporundan sonra davacı tarafından yapılan ıslahın etkilerini ortaya koyması açısından büyük önem taşımaktadır.

 Kararda, davacı taraf kıdem, ihbar, fazla mesai ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davasını başlangıçta kısmi olarak açmış olan davacı bilirkişi raporundan sonra davasını raporda gösterilen meblağlara uygun olarak ıslah etmiş, artırmıştır. Davalı işveren ise davanın reddini talep etmiş, ayrıca bilirkişi raporundan sonra davacı işçi tarafından ıslah edilerek arttırılan fazla mesai alacağına karşı, ıslah tarihinden önceki 5 yıldan daha önceki döneme ilişkin fazla mesai alacağı iddialarının zamanaşımına uğradığını beyan ederek, zamanaşımı definde bulunmuştur. Yerel mahkeme ise davalı işverenin zamanaşımı define itibar etmemiş ve ıslah tarihinden önceki 5 yıldan önceki dönemlere ilişkin talepleri de kabul etmiştir.

 Yerel mahkemenin kararını duruşmalı olarak inceleyen Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ise kararı bozmuştur. Yargıtay ıslahın 26.04.2007 tarihinde yapıldığını, davalının zamanaşımı itirazının olduğunu, bu sebeple 26.04.2002′den önceki dönemlere ait fazla mesai alacağı iddialarının zamanaşımına uğradığını, dolayısıyla 26.04.2002′den önceki dönem için fazla mesai alacağına hükmedilemeyeceğini belirtmiştir. Yargıtay, yapılması gerekenin, davalının ek zamanaşımı defisine uygun olarak bilirkişiden ek rapor alınması ve itiraz uygun bir indirimin yapılması olduğunu belirtmiştir.

 Kararda, zamanaşımı defisinin ıslahtan sonra yapılması halinde, bunun dikkate alınarak hesaplamanın buna göre yapılması gerektiğinin belirtilmiş olduğudur. Kural olarak davalı taraf zamanaşımına yönelik itirazlarını ilk celseye kadar sunmak durumundadır. Ancak ıslahla arttırılan davalarda zamanaşımı itirazı ıslahtan sonra yapıldığında geçerli kabul edilecektir. Bu durumda davaya cevap süresi içerisinde zamanaşımına yönelik itirazın bulunup bulunmadığının önemi kalmayacaktır. Hiç şüphesiz başlangıçta tam olarak açılan yani ıslah ile meblağı arttırılmasına gerek olmayan davalarda zamanaşımı defisinin davaya cevap süresi içersinde verilmesi gerekmektedir. İncelediğimiz Yargıtay kararı ıslahla arttırılan işçi alacağı davaları için geçerlidir.

 V. Sonuç

 Zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır. Savunma yoluyla ileri sürülmezse hâkim tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. İşçinin hak kazandığı tazminatlarda on yıl, ücret alacaklarında beş yıl olarak uygulanan zamanaşımı geçtikten sonra işçinin açtığı davada işveren zamanaşımını ileri sürmezse, zamanaşımı süresi geçmiş olmasına rağmen işçiye alacağının ödenmesine karar verilecektir. İşveren sonradan zamanaşımının geçtiğini ileri sürerek ödediklerini geri isteyemez. Zira zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmez.

 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesinde iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Bu nedenle zamanaşımı def’i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir.

 Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı def’i de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder.

 Kaynakça:

 - 4857 Sayılı İş Kanunu.

- 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu.

- 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu.

 - Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2007/41137 E. ve 29.04.2008 tarihli kararı.

  

Clip to Evernote

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>